HOLİSTİK SEMBOLİZMANIN ALGISAL ANALİZİ

En son güncellendiği tarih: Nis 17



Holistik sembolizmanın algısal analizi, sayılar ve onlara tekabül eden geometrik şekilleri

kapsar. Önce Holistik teriminin içeriğinden başlayalım. Bu kelime dilimizde bütünleşik olarak

ifade edilirse de, bütünleşik terimi kelimenin tam karşılığını vermemektedir. Holistik, bir

şeyin bütününün -parçalarının bütünle bağlantılı ve açıklanabilir olarak- analiziyle karakterize

edilmesidir.


Zihinsel algılama, duyularımıza, gözlemlediğimiz gerçeklerin kayıt altına alınmasına, fikirlerin

karşılaştırılması esasına dayanır. Zihinsel anlayışın hiçbir öğesi soyut değildir. Niteliksel yada

soyut düşünceler, daima somut, elle tutulur öğelerin karşılaştırmasını içerir. Bilinç ve bilinçdışı süreçleri temel alan anlamak fiili, akıl yoluyla muhakeme ile sezginin dinamik bir

etkileşimidir. Bilimsel anlayış ağırlıklı olarak, bilinci, akılcı ve analitik farkındalığı temel alır.

Bu farkındalık, kişisel olmayan, bağımsız gerçek şeklinde, nesnenin özneden ayrılmasıyla

gerçekleşir. Bu konuda en çok kullanılan araç matematik bilimidir. Öte yandan, bilinçdışı

holistik paradigmaysa spiritüel kavrayışı oluşturur. Bu paradigmada, nesne ve özne

birleştiğinden, gerçeğe doğrudan bakış deneyimseldir. Spiritüel anlayışta sezgisel kavrama

öne çıkar. Anlamakla ilgili, matematiksel ve sezgisel kavrayışın bir arada uyumlu bir şekilde

kullanılması, holistik bir yaklaşımı gerektirir. Matematik algılamayı spiritüel düzeye

çıkarabilmek için, kantitatif matematiksel ilişkilerin kalitatif spiritüel terimlerle ifade edilmesi

gereklidir.



Sayıların kutsallığı, “ilk nedeni” simgeleyen “1” sayısıyla başlayıp, “sonsuz ve sınırsız evreni”

simgeleyen “0” sayısıyla son bulur. Belli bir anda işlevini yapan, irrasyonel, oransız ve

kıyaslanamaz olan, tek bir sayı vardır. Bu sayı “BİR” sayısıdır. “BİR” sayısı hariç diğer sayılar

nümaratörlü sayılardır. Bütünlük sadece “BİR” sayısında vardır. Diğerleri “BİR” sayısının

nicelik belirten kesirleridir.



Sayılar doğal olarak, tek ve çift sayılar olmak üzere sınıflandırılır. Çift sayılar, iki eşit parçaya

bölünebilen sayılardır. Tek sayılar, iki eşit parçaya bölünemezler. Bir tek sayı, iki eşit parçaya

bölündüğünde, arada daima “1” sayısı kalır. “1” sayısı, metafizik anlamda “MONAD” olarak

isimlendirilir.



Tüm çift sayılar iki eşit parçaya bölünebildikleri gibi, iki eşit olmayan parçaya da

bölünebilirler. Ancak “2” sayısı gerçekte “1+1”, yani iki “MONAD” dan oluşan bir sayı

olduğundan, eşit olmayan iki kısma bölünemeyen tekil nitelikli bir sayıdır.” MONAD”, iki eşit

parçaya bölünemediği için, “İLK TEK” sayı olarak kabul edilir. Çift sayılara katıldığında,

katıldığı sayı tek sayı yapması, tek sayılara katıldığında ise katıldığı sayıyı çift sayı yapması

özelliğinden dolayı, “MONAD”, “ÇİFTLİ TEK” olarak nitelendirilir. “MONAD” ın öncesi yoktur, çünkü “1” sayısı öncesizdir. Kendinden sonra gelen tüm sayıların içinde bulunduğu içinde sonrasızdır. Bütün çoklulukların kaynağı, nitel olanın nicel olana dönüşmesidir. “MONAD” ın öncesi yoktur, çünkü “1” sayısı öncesizdir. Kendinden sonra gelen tüm sayıların içinde bulunduğu içinde sonrasızdır. Bütün çoklulukların kaynağı, nitel olanın nicel olana dönüşmesidir.



Pisagor’un sayılar doktrininde, “BİR” sayısı “MUTLAK TEK-BİR” olan”, “MONAD”, “İKİ”

sayısı “MUTLAK TEK-İKİ” olan, “DÜAD”, üç sayısı “MUTLAK TEK-ÜÇ” olan, “TRİAD”

ve dört sayısı “MUTLAK TEK-DÖRT” olan, “TETRAD” dan oluşur. Bunların herbiri, yani,

MONAD, DÜAD, TRİAD ve TETRAD aslında birer “MUTLAK TEK” olup, bu teklikler

tekrar tekliği doğurur ve her bir “MUTLAK TEK”, kendisini izleyen “MUTLAK TEK”in

niteliğini ortaya çıkarır. Bu sayılar, 1, 2, 3, ve 4 sayıları, tanrının doğasını ifade eden

metafiziksel karakterlerdir. Psigor okulunun “BİR” sayısını, bir birlik ilkesi, tüm

yaratılmışların farklılaşmamış kaynağı olan "MONAD" olarak kabul etmelerinin esası bu

nedenledir.



Aslında Pisagorcular “1” sayısını sayı olarak değil, diğer tüm sayıların nihai ilkesi

olarak değerlendirmekteydiler. Pisagorcular için “2” sayısı, çokluk ile başlayan ancak ikiliği

temsil eden, bir şeyi başka bir şeyle iliştiren, “LOGOS” olasılığının bulunmadığı, “1” den

sonra gelen ve “DÜAD” olarak nitelendirilen ilk sayı idi. Harmoniyi, bir diğer deyimle, uyumu

veren 3 sayısı, "TRİAD" ise, farklılaşmayan "MONAD" ile sınırsız farklılaşan "DÜAD"ı

birleştiriyordu. Pisigor’a ait sayılar doktrininde, “sezgisel bilgi” “MONAD” türünden,

“mantıksal ve nedensel bilgi” “DÜAD” türünden, “imgelemsel bilgi” “TRİAD” türünden ve

“duyusal bilgi” “TETRAD” türündendi.



Doğa özünde, belirgin olmayanı belirgin yapma eğilimi taşır. “MUTLAK TEK” olan ilk

“BİR”, sadece ve sadece, nitel katılımsal yolla çokluk yaratabilir. Bu nedenle “MUTLAK

TEK” bir, “1” ve “1” i yani “2” yi oluştur ancak çokluk yaratamaz. “2” gerçekte “3” tür. “3”,

soyut anlamda “2”, somut anlamda ise “1”dir, bölünebilen “1” dir. İşte bu husus içreksel,

ezoterik anlamda yaradanın üçlü doğasını belirler. Bu nedenle yaradan “TEK” olup aynı

zamanda “TEK” de belirlenendir. İlk “BİR” nedensiz nedendir, kesir halinde ifade edilemez.

Ezoterik anlamda sayılar, soyut “1” den bu şekilde türeyerek belirirler.



Geçmişi, şimdiyi ve geleceği belirleyen ortak payda zamandır. Zaman “1” sayısında gizlidir. Üç kere başlangıç olandır. İlk olan, bölünemez nitelikli olan, tamamen nitel ve soyut olan, öncesiz ve sonrasız olan “1” sayısı, kendisini izleyen dokuz sayının hepsinin içinde bulunur. Bu nedenle, potensiyel olarak geçmişteki, şimdideki ve gelecekteki tüm nedenlerin içinde olmak zorundadır. Bu da, geçmiş, şimdi ve geleceğin bir arada bulunduğu tek soyut durum, yani zaman olarak tanımlanır. Varsayımla gerçek arasındaki dünyada aklımız ve duygularımız savaşır. Aynı zamanda bu dünyada analitik nitelikli bilimcinin mantığı ile sentetik nitelikli gizemcinin coşkusu birleşir. Gerek bilimci gerekse gizemci, sayıları evrenin temel yasası olarak kabul ederler. Sayılar bilimi, yapının oranlarını veren, taşların yapıdaki yapıcı ve yıkıcı ağırlıklarının momentini gösteren Tanrısal bir plandır.



Uzay ve zamanı doğrudan algılayamayız. Bunları ancak kütle, kuvvet ve enerji ile bilebilir ve

beş duyumuzla ara olgular olarak kavrıyabiliriz. Zaman anlıktır. Zaman ve sayıların çiftli

karakterlerinin çeşitliliği bize, uyumla uyumsuzluğu, saf olanla saf olmayanı, tam olanla tam

olmayanı, evrensel düzenin nedenlerini öğretir. Sayı sistemleri holistik olarak yatay, dikey ve

dairesel sayılar olarak sınıflandırılır. Dairesel sayı sistemiyse kantitatif ve kalitatif olarak

ayrılır. Ayrıca, içreksel anlamda, üçgensel, dörtgensel ve altıgensel olan poligon sayılar vardır. Bu tür sayılarında holistik algılamada önemi büyüktür.



Pisagor’un sayılar doktrini “1” sayısıyla başlar, “4” sayısıyla son bulur. İlk dört sayı “1” ile “10”

arasındaki diğer sayıları, toplama, kare ve küp alma şeklinde içerir. Bu sayılar ayrıca 1, 2, 3 ve 4‘ncü boyutlarıda içerir.



Sayılar, boyutsal anlamda gizlenmiş karakterler içerir. Örneğin “2” yazdığımızda bu aslında

“2^1” dir. Yani burada “2” sayısı “1” nci boyuttan bir sayıdır. “x^y” olarak belirtebileceğimiz

şablonda “x” sayısal miktarı, “y” ise boyut sayısını gösterir. Buna göre, “2^1” yazıldığında “2”

sayısı birinci boyuttan sayısal bir miktar olur. Geleneksel matematikte sayılar birinci boyuta

göre tanımlanırlar.



Öte yandan şayet bir sayı geleneksel olarak birinci boyuttan farklı bir boyutta tanımlanacak

olursa, o sayı indirgendiğinde bize tekrardan birinci boyuttan bir sayı verir. Buna bir örnek

olarak “2^2” sayısını gösterebiliriz. İkinin karesi, “2^2” olarak yazıldığında ikinci boyuttan bir

sayıdır. Kare alma işlemi yapıldığında, boyutsal olarak indirgenmiş olur. 2^2 = 4 ( 2^2 = 4^1 ) gibi. Birinci boyuttan sayılar, bir boyutlu lineer sayılardır. Geometrik olarak düzgün bir doğruyla temsil edilirler.



Sayıların tamamlayıcı bir başka tanımlaması daha vardır. Bunlar “dikey sayılar”dır. Birinci

kategorideki “yatay sayılar”, sayı miktarını belirlerken, dikey sayılar, sayı kalitesini, sayı

boyutunu belirlerler. Pisagor doktrinini oluşturan ilk “4” sayıyı, (1, 2, 3, 4) sayı dizesini, iki

değişik şekilde nitelendirebiliriz. (1, 2, 3, 4) sayılarını, “1” nci dereceden (1^1, 2^1, 3^1, 4^1) olarak üstsel şekilde yazıldığında, (11, 21, 31, 41) dizisindeki (1, 2, 3, 4) sayıları geleneksel olarak, “1” nci boyuttan “sayısal miktar” gösterirler. Öte yandan, (1, 2, 3, 4) sayılarını, “1” in üstsel değerleri olarak, (1^1, 1^2, 1^3, 1^4) şeklinde alternatif sayı sisteminde yazıldığında, (1, 2, 3, 4) sayıları “sayısal kalite” belirlerler.



Özellik belirliyen alternatif sayı sistemi, içreksel karakterli, dikey sayı sistemidir. Miktar

gösteren geleneksel sayı sistemiyse, matematiksel sayı sistemidir. Bir makasın iki bacağı

vardır. İki bacağı kullanarak makaslama hareketi yapmadan bir kağıdı kesemeyiz. Makasın

her iki ayağıda, kesme işlemi esnasında dinamik ve eşgüdümsel bir hareket yapmak

zorundadır. Yatay ve dikey sayı sistemleri her ne kadar birbirlerinden yalıtılmış gibi

gözükürlerse de, her iki sistem birbirlerini tamamlar ve birlikte düşünüldüğünde, dinamik

matematiksel kavrayış oluşur.



İki sayı sistemini bütünleştirebilmek için bir ötelenmeye gereksinim vardır. Bu ötelenme; (a)

içreksel sayı sisteminin matematiksel sayı sistemine ve (b) matematiksel sayı sisteminin

içreksel sayı sistemine çevrilmesiyle olur. Bu dolaylı çevirme işlemi ise dairesel sayılar

vasıtasıyla yapılır.



İki sayı sistemini bütünleştirebilmek için bir ötelenmeye gereksinim vardır. Bu ötelenme;

içreksel sayı sisteminin matematiksel sayı sistemine vematematiksel sayı sisteminin içreksel

sayı sistemine çevrilmesiyle olur. Bu dolaylı çevirme işlemi ise dairesel sayılar vasıtasıyla

yapılır. Dairesel sayılar kullanılarak, kalitatif doğrusal nitelikli olan içreksel sayı sistemi,

dolaylı yoldan, kantitatif dairesel nitelikli olan matematiksel sayı sistemine, kantitatif

doğrusal nitelikli olan matematiksel sayı sistemide, yine dolaylı yoldan, kalitatif dairesel

nitelikli olan içreksel sayı sistemine çevrilir. Matematiksel ve içreksel, doğrusal ve dairesel

sayı sistemlerinin holistik algılamasıyla, yaradılıştan gelen matematik ve içreksel

tamamlayıcılık “MUTLAK TEK” olan “BİR” in işleviyle kavranır.



Her boyutsal düzey, “MUTLAK TEK” olan “BİR” in indirgenmiş ifadesidir. “1” nci boyuttan

ifade edilen içreksel sayılar sistemini, (1^1, 1^2, 1^3, 1^4), matematiksel sayılar sistemine çevirmek için, her bir terimi değişmeyen birinci boyuta indirgemek gerekir. Bu işlem, matematiksel anlamda basitçe (x^n=1) eşitliğinin (n=doğal sayı), ardışık köklerinin bulunmasıyla olur.



(x^n=1) eşitliğinden yola çıkarak, n’in değerini 2k olarak vazedip, k’nın 0,1, 2 ve 3 değerlerini

inceleyelim. Bir başka deyimle, 0, 1, 2 ve 3‘ncü boyutları ele alalım. Bilindiği gibi, Pisagor’un

sayılar doktrini (Pisagor evreni) “1” sayısıyla başlar “4” sayısıyla son bulur. İlk dört sayı,

sıfırıncı, birinci, ikinci ve üçüncü boyuttan sayıları içerir.



(k=0) durumunda, (x^1=1) olur. Bu ise, düzgün, tek boyutlu doğrusal düzeyi ifade eder.



(x^1=1) eşitliğinin birinci dereceden kendisine eşit ve pozitif olan tek değeri (+1) dir. Tam ve

gerçek olarak, temel nitelikli, düzgün-doğrusal düzeyin ifadesidir. Kalitatif sayılardan oluşan

bu düzgün-doğrusal boyut, genel anlamda zaman yorumlanmasını içerir.



(k=1) ise, (x^2=1) olur. Bu bir dairesel düzeyi ifade eder. (+1) ve (-1) olmak üzere 2 kutuplu,

doğrusal olarak indirgenmiş, tek boyutun ifadesidir. Bu durumda dairesel 2 kutuplu

doğrusal olarak indirgenen tek boyutta, göreli zaman kavramını içerir.



Zaman tek boyutlu olup sadece pozitif yönde doğrusal olarak akar. Zamanın pozitif yöne doğrusal akışı, geleneksel bilimin, tek boyutlu düşüncesinin bir sonucudur. İçinde bulunduğumuz 3 boyutlu uzamın boyutlarıysa, fiziksel fenomenlerin kantitatif karakteristiğidir. Bu şekilde, kalitatif nitelikli zaman boyutu, 3 boyutlu uzamsal kantitatif boyuttan mutlak anlamda ayrılır. Zaman tersinir bir süreç değildir. İçreksel anlamda ele alındığında dahi, zaman boyutu yine kalitatif niteliklidir. Kantitatif nitelikli fiziksel fenomenlerde aynı şekilde kalitatif nitelikli zaman boyutundan ayrıdır. Gerek matematik düzeyde, gerekse içreksel düzeyde zamanın kavramsal algılayışı statiktir.



Şimdi (x=1) vazedelim ve her iki tarafın karesini alalım, (x^2 = 12) olur. 1‘in kare kökünün

kökleri (+1) ve (-1) olduğundan, x için, (+1) ve (-1) olarak iki farklı çözüm bulunur. Önceden

x'in bir değeri varken şimdi iki değeri olmuştur. Bu bir ters simetri eksikliğidir. Matematiksel

süreçlerde ters simetri eksikliği önemli bir sorun olarak karşımıza çıkar. (x = 1) le başlayıp her iki tarafın karesini alındığında, yani ikinci boyuttan (x^2=12) olarak yazıldığında, eşitliğin

sağındaki “1^2” indirgenmiş nicelikli “1” olur. Dolayısıyla, birinci boyuttan ikinci boyuta geçişte, kalitatif dönüşüm kaybolur.



Fiziksel koşulda, göreli zaman dinamiktir. “B” nesnesine kıyasla “A” nesnesi için zaman pozitif yönde ileri giderse, zaman içinde, “A” nesnesine kıyasla “B” nesnesi için negatif yönde geri gider. Göreli olan bu durum, neyin neyi referans aldığına göre değişir. Oysa, göreli dinamik açıdan zaman daireseldir. Tüm nesneler göreli olarak aynı anda pozitif ve negatif yönde hareket ederler. Akla kıyasla pozitif yön objektif kavramdır. Tamamlayıcı negatif yönse karşı objektif kavramdır. Bunun için, içreksel kavrayış, göreceli olarak pozitif ve negatif zamanı içeren objektif ve karşı objektif kavramlarını aynı anda içerir.



(k=2) durumunda, (x^4=1) olur. Bu ise noktasal düzeyi ifade eder.



İndirgenmiş doğrusal konumda (x^4=1) ifadesinin 4 kökü vardır. Bunlardan ikisi gerçek, (+1)

ve (-1), diğer ikisi ise (+i) ve (-i) olmak üzere imajiner yani sanaldır. Matematikte imaginer

(sanal) sayılar geleneksel olarak (i) harfiyle gösterilir. (i) harfi (√-1)’i simgeler. Bu sayılar birim

çaplı bir daire üzerinde yer alırlar. Dairesel konum, gerçek anlamda, noktasal konumsa,

gerçek ve sanal anlamda, kutupsal karşıtlarıyla uzay-zamanın matematiksel simetrisi içinde

temsil edilirler. Bu aşamada, “gerçek zaman-sanal uzay”, “gerçek uzay-sanal zaman” karşıtlığı söz konusudur.



1'in 2‘den daha yüksek dereceli kökleride, birim yarıçaplı daire üzerinde bulunurlar. Bu

kökler, gerçek ve sanal eksenlerin uzantısıdır. Sonuçta, “kantitatif nitelikli dairesel matematik

sisteme, kalitatif nitelikli doğrusal içreksel sistem” karşılık gelir.



“1” sayısının tek bir kökü vardır. Bu kök “1”, yani (+1) dir. Bu sayı birim (r=1) yarıçaplı bir

daireyle özdeştir. Dolayısıyla “MUTLAK TEK” olan “BİR” in holistik sembolik algılaması

geometrik olarak, birim (r=1) yarı çaplı bir dairedir.



(1)‘den, yani (1^1)’den (1^2)’ye geçiş, bir diğer deyimle, bir alt boyuttan bir üst boyuta geçiş,

içreksel bir dönüşümü gerektirir. “1”in “2”nci boyuttan değeri (1^2), “1”in “1”nci boyuttan

değeri (1^1) den daha yüksek bir “1” e tekabül eder. Bu üst boyut, karşıtların birbirlerini

tamamlayıcılığı nedeniyle daireseldir. Tüm diğer yüksek boyutlu sayılarda içreksel anlamda

daireseldir. Böylece, birinci boyuttan kantitatif doğrusal “1” sayısı, ikinci boyuttan kantitatif

(+1) ve (-1) gibi karşıt işaretli iki sayı olur. Bu sayılar, daire çapının iki ucunda yer alır.



Dairesel sayılar, Pisagor, (a^2 + b^2 = c^2), bağıntısına uyarlar. Daire üzerindeki gerçek ve sanal sayıların, matematiksel ve içreksel döngüleri (T) Pisagor bağıntısından “1” e eşittir.

Kök sayısı büyüdükçe daire tam ve mükemmel bir nitelik kazanır (T) ve içreksel olarak

materyel bir düzlem olan kareyle sınırlanır. Bir dairenin karelenmesi veya bir karenin

dairelenmesi, metafizik, ezoterik ve okült anlamda önemli saptamalara yön veren bir olgudur.

11 görüntüleme

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

DANTE 515 (5-1-5) ŞİFRESİ

Dante’nin 5,1 ve 5 sayılarından oluşan gizemli 5-1-5 şifresi, ilkin Dante Alighieri'nin 14. yüzyıldaki (1320 yılında) epik şiiri İlahi Komedi’sindeki eski Roma şairi Virgil'in rehberliğinde, Dante'ni

PASKAL ÜÇGENİ-BÜYÜK TETRAKTİS

Bir Pascal üçgeni uygulaması olan büyük tetraktis sembolizmi asal sayılar kavramı üzerinden uzayın 4 boyutlu kavramını, 3 boyutlu kavramıyla örtüştüren, kaostan düzene geçişin veya düzensizlik içinde

ISAAC NEWTON’un OKÜLT ARAŞTIRMALARI

Sir Isaac Newton (25 Aralık 1642 - 20 Mart 1726) “doğal filozof” olarak tanımlanan bir İngiliz matematikçi, astronom, teolog, yazar ve fizikçiydi. Tüm zamanların en etkili bilim adamlarından biri ve

 © 2018 by Yüksel İnel / All rights reserved